‘Seyahat’ Kategorisi için Arşiv

Sahibinden kiralık ada

31, 2007

Yaz gelmeden tatil konusunu açmak ne kadar doğru diye sormayın. Tatil meselesi hayal kurmakla alakalı olduğu için zamanı mamanı olmaz.

İnternette dolaşırken kiralık adalarla ilgili bir haber buldum. Bize oldukça uzaklar, tabii coğrafi bakımdan… Otelde tatil köyünde çoluk çocuk gürültüsü, kalabalık falan istemiyorsanız ya da balayında gerçekten eşinizle başbaşa kalmak istiyorsanız, bir göz atın:

Necker Island: Bu ada British Virgin Takımadaları’nda yer alıyor ve Virgin şirketlerinin sahibi Sir Richard Branson’a ait. Adada Branson’un malikanesi var, fakat bu cennet ada gecesi 40.000 USD karşılığında kiralanabiliyor.

Musha Cay: Bahamalar’daki Copperfield Körfezi’nde yer alan Musha Cay, tanrı vergisi nimetleri akıllıca paraya çevirmeyi başarabilmiş işletmeciler tarafından bir tatil cennetine dönüştürülmüş. Gecesi 24.750 USD

Isla Kiniw: Karayipler’deki Curaçao yakınlarındaki Kiniw adası, egzotik, tropik ve görece mütevazı bir ada. Ana karaya yakın olduğu için pek ıssız sayılmaz, haftalık 5.950 USD’ye kapatabilirsiniz.

Brandy Hill Island: ABD’de Connecticut açıklarındaki 1 dönümlük Brandy Hill Adası’nda sadece 6 kişinin konaklayabileceği bir ev ve ağaçlar var. Adaya tekne dışında hiçbir şeyle ulaşılamıyor. Küçük ve ıssız. Haftalığı 1.500 USD.

Dream Island:
Tahiti’deki Moorea Adası yakınlarındaki Dream Island, çok küçük ve tropik bir ada. Gecesi 400-600 USD. Yolunuz düşerse…

Zenginin düğünü züğürdün gündemini meşgul etmeye devam ediyor…

10, 2007

Aslında bugün küresel ısınmayla ilgili başka bir haber yazacaktım ama, Liz Hurley ile Arun Nayar’ın düğünü daha renkli… Tatlı Hayat, adı üstünde, pastanın kremasını, soğanın cücüğünü yiyen bir site. Düğun vesilesiyle Hindistan’ın tanıtımına da katkıda bulunalım…

Resimde görünen saray gibi yer, düğünleri günlerdir konuşulan çiftimizin Hindistan’daki düğünlerinin mekanı. Ünlü lüks oteller zinciri Taj Hotels’in Jodhpur’daki (Hindistan’ın Rajastan eyaletinde) Umaid Bhawan Palace oteli. Otelde yapılacak kutlamalarla ilgili ayrıntıları diğer blogumda yazıyorum. Burada sadece Hindistan’ı fakir, sefil, pis bir ülke ve hippilerle backpacker’lardan başka hiçbir turistin rağbet etmeyeceği bir yer zannedenlerin dikkatini çekmekk istiyorum. Hindistan, Güneydoğu Asya ülkelerinin çoğunda olduğu gibi son on yılda ardı ardına açılan egzotik spa ve golf otelleriyle dolu. Bir zahmet Google’da “India” ve “luxury resort” kelimelerini arayın. Neler bulacağınıza inanamayacaksınız…

Zenginin düğünü züğürdün gündemini meşgul etmeye devam ediyor…

10, 2007

Aslında bugün küresel ısınmayla ilgili başka bir haber yazacaktım ama, Liz Hurley ile Arun Nayar’ın düğünü daha renkli… Tatlı Hayat, adı üstünde, pastanın kremasını, soğanın cücüğünü yiyen bir site. Düğun vesilesiyle Hindistan’ın tanıtımına da katkıda bulunalım…

Resimde görünen saray gibi yer, düğünleri günlerdir konuşulan çiftimizin Hindistan’daki düğünlerinin mekanı. Ünlü lüks oteller zinciri Taj Hotels’in Jodhpur’daki (Hindistan’ın Rajastan eyaletinde) Umaid Bhawan Palace oteli. Otelde yapılacak kutlamalarla ilgili ayrıntıları diğer blogumda yazıyorum. Burada sadece Hindistan’ı fakir, sefil, pis bir ülke ve hippilerle backpacker’lardan başka hiçbir turistin rağbet etmeyeceği bir yer zannedenlerin dikkatini çekmekk istiyorum. Hindistan, Güneydoğu Asya ülkelerinin çoğunda olduğu gibi son on yılda ardı ardına açılan egzotik spa ve golf otelleriyle dolu. Bir zahmet Google’da “India” ve “luxury resort” kelimelerini arayın. Neler bulacağınıza inanamayacaksınız…

Cream&Dream

3, 2007

Her sene bayram tatillerinde akın akın Avrupa şehirlerine gidiyoruz. Üç ya da dört gün hava değişikliği olsun diye… Yeni bir şehri, yeni bir kültürü tanımak için. Bu bayram hiçbir yere gitmedim ama kelimenin tam anlamıyla “tadı damağımda kalan” geçen yılki Prag gezimi anmadan da edemedim…

Prag’a gidenler bilir. Tarihi yapıları çok iyi korunmuştur. Şehri gezerken kendiniz başka bir yüzyılda sanırsınız. Eski şehir küçücüktür, kaleye gitmeyecekseniz şehri yarım günde gezersiniz. Bunun için biblo sehir denir Prag’a.

Pariziska Caddesi şehrin en şık caddesidir, en güzel mağazalar sağlı sollu dizilidir. Prag’ta zenginlik, ihtişam ve gösterişle eşanlamlı olmadığından; biraz da tarihi yapıların tasarımı kocaman kocaman vitrinlere yer bırakmadığından, caddede dolaşırken dikkatli olmalısınız. Hiç tahmin etmediğiniz daracık kapıların ardında harika dükkanlar bulabilirsiniz.

Yeni bir şehre gittiğimde zamanım sınırlıysa, şehrin “tadını çıkarmayı” “herhangi bir şeyin daha ucuzu burada var mı acaba?” diye bakınmaya tercih ederim. Doğrusu Prag, damak tadına düşkün olanların gerçekten “tadını çıkarabileceği” bir şehir. Tabii önceden dersinize iyice çalışmak şartıyla… Çünkü mönüler ve tabelalar Çekçe. Dışarıdan size çok kasvetli ve karanlık görünen bir restoran, aslında şehrin en iyilerinden biri olabilir. Çekçeniz yoksa nereden bileceksiniz? Ya da her gittiğiniz yerde hamburger ya da spagetti mi isteyeceksiniz?

Prag’a gidip de şehrin tadını nasıl çıkaracağınızı ayrıca yazacağım. Ancak bu şehri benim için unutulmaz kılan lezzete gelmek istiyorum: Cremeria Milano. Pariziska Caddesi 20 numaradaki Cremeria Milano, İtalyan usulü kaymaklı dondurma yapan bir franchise dükkan. Prag’ın diğer ucunda, Husova Caddesi’nde de bir başka şubesi var. Fakat Pariziska Caddesi’ndeki tarihi bir binanın içinde, perdeler merdelerle süslü, Markiz Pastanesi görünümünde bir yer. Ben diyeyim 30, siz deyin 40 çesit dondurma var. Ayrıca franchise sahibi Cream&Dream firmasının üretimi çikolatalar, drajeler ve diğer şeker türleri dizi dizi raflarda.

Cremeria Milano’yu arkadaşlarım ve benim için unutulmaz kılan yalnızca tadı damağımızda kalan kapuçinolu dondurma değildi. Beyaz önlüklü ve beyaz eldivenli, güleryüzlü garsonları, kristal avizeli salonu, bordo kadife perdeleriyle tiyatro dekorunu andıran bir mekanda dondurmayı kutsama ritüeline katılmışsınız hissi yaratan atmosferiydi. Orası sedece dondurma ve pasta yenen bir yer değildi (ki yan masadakiler şampanya içiyordu gün ortasında). İtalyan usulü dondurmanın, Çek usulü bir zarafetle tadına varıldığı gizli bir mabetti…

Cremeria Milano’da görevlilerle konuşurken bize bu markanın franchise olduğunu ve İstanbul’da da şube açılacağını söylediler. Aman allahım, ne mutluluk!!!
Geçen kışı İstiklal Caddesi boyunca turlayarak ve “Cremeria Milano atmosferine uygun bina hangisi olabilir?” diye tahmin etmeye çalışarak gecirdim. Nihayet o bölgede kafe sahibi bir arkadaşım yerini tarif etti de bulabildim. Koşa koşa gittim, ama tam bir hayal kırıklığıydı.

Sarı duvarları ve ustaların Kalebodur dedikleri beyaz seramik döşemeleriyle zarafetten çok uzak, sıradan bir dondurmacı görünümündeydi. İçeride masalar vardı ama herhangi bir özel atmosfer yoktu. Aksine son derece vasattı. Dondurma servisi de, servis elemanları da aynı şekilde hayal kırıklığı yarattı.

Duydum ki medar-ı iftiharımız Dondurmam Gaymak filminin galasında konuklara Cremeria Milano’nun dondurmasından ikram edilmiş. Endüstrileşmiş üretime karşı kahramanca direnen insanların anlatıldığı bir filmin tanıtımında bu kadar butik bir ürünün seçilmesi çok güzel. Konuyla son derece örtüşen bir seçim olmuş, kim akıl ettiyse bravo… Dondurmam Gaymak’ın yapımcılarının karakterlerini Cream&Dream ile özdeşleştirmek istemelerini anlayabilirim de; şöhretini lezzetinden ve sunumundaki şıklıktan alan bir markanın, Türkiye’de neden bu şekilde temsil edildiğini bir türlü anlayamadım…

Cream&Dream

3, 2007

Her sene bayram tatillerinde akın akın Avrupa şehirlerine gidiyoruz. Üç ya da dört gün hava değişikliği olsun diye… Yeni bir şehri, yeni bir kültürü tanımak için. Bu bayram hiçbir yere gitmedim ama kelimenin tam anlamıyla “tadı damağımda kalan” geçen yılki Prag gezimi anmadan da edemedim…

Prag’a gidenler bilir. Tarihi yapıları çok iyi korunmuştur. Şehri gezerken kendiniz başka bir yüzyılda sanırsınız. Eski şehir küçücüktür, kaleye gitmeyecekseniz şehri yarım günde gezersiniz. Bunun için biblo sehir denir Prag’a.

Pariziska Caddesi şehrin en şık caddesidir, en güzel mağazalar sağlı sollu dizilidir. Prag’ta zenginlik, ihtişam ve gösterişle eşanlamlı olmadığından; biraz da tarihi yapıların tasarımı kocaman kocaman vitrinlere yer bırakmadığından, caddede dolaşırken dikkatli olmalısınız. Hiç tahmin etmediğiniz daracık kapıların ardında harika dükkanlar bulabilirsiniz.

Yeni bir şehre gittiğimde zamanım sınırlıysa, şehrin “tadını çıkarmayı” “herhangi bir şeyin daha ucuzu burada var mı acaba?” diye bakınmaya tercih ederim. Doğrusu Prag, damak tadına düşkün olanların gerçekten “tadını çıkarabileceği” bir şehir. Tabii önceden dersinize iyice çalışmak şartıyla… Çünkü mönüler ve tabelalar Çekçe. Dışarıdan size çok kasvetli ve karanlık görünen bir restoran, aslında şehrin en iyilerinden biri olabilir. Çekçeniz yoksa nereden bileceksiniz? Ya da her gittiğiniz yerde hamburger ya da spagetti mi isteyeceksiniz?

Prag’a gidip de şehrin tadını nasıl çıkaracağınızı ayrıca yazacağım. Ancak bu şehri benim için unutulmaz kılan lezzete gelmek istiyorum: Cremeria Milano. Pariziska Caddesi 20 numaradaki Cremeria Milano, İtalyan usulü kaymaklı dondurma yapan bir franchise dükkan. Prag’ın diğer ucunda, Husova Caddesi’nde de bir başka şubesi var. Fakat Pariziska Caddesi’ndeki tarihi bir binanın içinde, perdeler merdelerle süslü, Markiz Pastanesi görünümünde bir yer. Ben diyeyim 30, siz deyin 40 çesit dondurma var. Ayrıca franchise sahibi Cream&Dream firmasının üretimi çikolatalar, drajeler ve diğer şeker türleri dizi dizi raflarda.

Cremeria Milano’yu arkadaşlarım ve benim için unutulmaz kılan yalnızca tadı damağımızda kalan kapuçinolu dondurma değildi. Beyaz önlüklü ve beyaz eldivenli, güleryüzlü garsonları, kristal avizeli salonu, bordo kadife perdeleriyle tiyatro dekorunu andıran bir mekanda dondurmayı kutsama ritüeline katılmışsınız hissi yaratan atmosferiydi. Orası sedece dondurma ve pasta yenen bir yer değildi (ki yan masadakiler şampanya içiyordu gün ortasında). İtalyan usulü dondurmanın, Çek usulü bir zarafetle tadına varıldığı gizli bir mabetti…

Cremeria Milano’da görevlilerle konuşurken bize bu markanın franchise olduğunu ve İstanbul’da da şube açılacağını söylediler. Aman allahım, ne mutluluk!!!
Geçen kışı İstiklal Caddesi boyunca turlayarak ve “Cremeria Milano atmosferine uygun bina hangisi olabilir?” diye tahmin etmeye çalışarak gecirdim. Nihayet o bölgede kafe sahibi bir arkadaşım yerini tarif etti de bulabildim. Koşa koşa gittim, ama tam bir hayal kırıklığıydı.

Sarı duvarları ve ustaların Kalebodur dedikleri beyaz seramik döşemeleriyle zarafetten çok uzak, sıradan bir dondurmacı görünümündeydi. İçeride masalar vardı ama herhangi bir özel atmosfer yoktu. Aksine son derece vasattı. Dondurma servisi de, servis elemanları da aynı şekilde hayal kırıklığı yarattı.

Duydum ki medar-ı iftiharımız Dondurmam Gaymak filminin galasında konuklara Cremeria Milano’nun dondurmasından ikram edilmiş. Endüstrileşmiş üretime karşı kahramanca direnen insanların anlatıldığı bir filmin tanıtımında bu kadar butik bir ürünün seçilmesi çok güzel. Konuyla son derece örtüşen bir seçim olmuş, kim akıl ettiyse bravo… Dondurmam Gaymak’ın yapımcılarının karakterlerini Cream&Dream ile özdeşleştirmek istemelerini anlayabilirim de; şöhretini lezzetinden ve sunumundaki şıklıktan alan bir markanın, Türkiye’de neden bu şekilde temsil edildiğini bir türlü anlayamadım…